A l p e r   Ç e k e r   D e d i   k i       

                                  

“ÜÇ,”

 

 

Gece şehre bir şeyler fısıldıyor, duyuyorum.

 

 

“İKİ,”

 

 

Uyuyamıyorum. Gece lambasının çiğ ışığı tüm odayı kaplamış. Kafamın içerisinde kırk türlü tilki dolaşıp duruyor ve nasıl oluyor da  bunca tilkinin kuyruğu birbirine değmiyor? Bilemiyorum.

Bir öykü ya da şiir mi gelecek? Tüm bunlar onun habercisi mi acaba? Uykusuzluğumun “sanat” tarafını da henüz çözmüş değilim.

Tek bildiğim, şuradan buradan -üç aşağı beş yukarı aynı yerlerden- çıkıp gelerek beni dürtükleyen karmaşık  imge yığınlarını düşünmekte olduğum. “Düşünüyorum öyleyse varım.” demiş filozof. Oysa ki bu çeşit yoğun düşünceler, imge krizleri ve uykusuzluklar beni yavaş yavaş “yok” ediyor.

Varlığımın zorlandığını, gerildiğini hissediyorum.

 

“Böyle olmayacak!” diye hayıflanıyorum kendime,

Eğer uyuyamıyorsam, başka bir şeyler yaparak vakit geçirmeliyim. Kül tablasının kenarından düşen bir sigaranın masa örtüsünü yakmasına benzer şekilde, tavus kuşu gibi düşünerek, zamanın üzerinde koca bir delik açmak için gelmedim bu dünyaya! İnsan eylemsizliğe bürünmemeli; geçmişin, şimdiki zamanın ve yaşamayı umduklarının arasında ilmikler atarak örgüye devam etmeli.

 

Bir anda, on beş gün boyunca deliksiz uyumuş gibi dinç hissediyorum kendimi. Yataktan fırlıyorum ve  pijamalarımdan sıyrılıp başka bir şeyler geçiriyorum üstüme. Salona koşuyorum, kitaplığıma yöneliyorum.

 

Kitaplıklar denize benzer. Kimisi sığdır, kimisi derin. Kendi kitaplığımın sularına dalıyorum. Dibe doğru inerken  yanımdan isimler, başlıklar, tümceler ve anlamlar geçip gidiyor. Yavaş yavaş nefesim kesilmeye başlıyor. Ama biraz daha gayret… Dipten güzel bir kitap çıkarmak için biraz daha gayret!

 

Alper Çeker’in “Gece Şehre Dedi Ki” adlı şiir kitabını alıyorum ve ceketimin “iç” cebine yerleştiriyorum.

 

Artık, bu garip sıkıntılardan ve uykusuzluktan kurtulmanın, daldığım derinliklerden yüzeye dönmenin zamanı geldi.

Böylece, evimden, bu derin maden ocağından dışarı çıkıyorum.

 

 

      

 

“BİR,”

 

 

Henüz gün doğmamış. Kaldırımlarda çiğ taneleri var.

İç cebinde milyarlar saklayan keltoş tahsildarlardan biri gibi koruduğum şiir kitabıyla birlikte, yalnızlığımı yanıma katmış, Moda sahiline doğru yürüyorum. Bunlar son demlerim… İki seneye kalmaz buraları yakıp yıkıp bir otoban yapacaklar. Ardından da otoparklar, arabalar, vızır vızır…

Biliyorum:

 

küçük çocukların

uçan halıları takılıyor

televizyon antenlerine[i]

 

Havada serinlik var, ürperiyorum.

Bir sokak lambasının altına çöküp, sırtımı direğe yaslayarak okumaya başlıyorum:

 

üç, iki, bir

yayındayız

sihirli bir fabrikayı okşuyorum

bacasından cin çıkıyor

 

Gün doğmak üzere. Sokak lambası söndü. Kalkıyor, kayalıkların üzerine çıkıyorum. Bir mendirek gibi ayakta durarak, okumaya devam ediyorum:

 

apartman diplerinden gün doğuyor

ezan şehri ateşliyor

buğulu camlar

ve sevgilimin saçında trafik var

 

Yalnızım. Çeşitli sebeplerle yalnızlığa gömülmüşüm. Gözlerim, bakışlarım, ellerim, saçlarım, okuduklarım ve sessizliğim, tüm bu “olup biten”ler yoksunluğumu açığa çıkarıyor. Yalnızlığa gömülmek ve bir mezar gibi yaşamak… İşte tüm yaptığım…

 

dostlarımı gömdüm şehre

yeniden doğursun diye

 

Pekala…

Diyelim ki değişmem lâzım. Aşık olmam, ruhumdaki bu eksikliği, yarım kalmış tüm duygularımı bütünlemem gerek…

Ancak,

“Nasıl olacak bu?”

 

Üç deyince

âşık olacağız.

 

Etraf aydınlanıyor. Yeni bir gün başladı artık.

Elimdeki kitabın içerisinden fısıltılar gelmeye başlıyor. Şaşırıyorum. Delirdim mi acaba? Hep bu şüphe…

Kulağımı dayıyorum kitaba, dikkatle dinliyorum:

 

bir sır vereyim herkes bilmez

karanlık da bizden korkuyor

 

 

 

 

“YAYINDAYIZ”

 



[i]  İtalik  yazılmış tüm  dizeler Alper Çeker’in  “Gece Şehre Dedi Ki” adlı şiir kitabından alınmıştır.

    Alper Çeker, Gece Şehre Dedi Ki, 1995, Era Yayıncılık

 

Zafer Yalçınpınar - 6 Kasım 2003


 

Ana Sayfa

İLETİŞİM İÇİN:
ICQ uin :  35289670
zaferyal@kuzeyyildizi.com
                                                                                                 
   Bu sayfa Zafer Yalçınpınar     tarafından 30 Ekim 1999 tarihinde hazırlanmıştır.Tüm yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı Zafer Yalçınpınar'a aittir. Yazılar ile görsel öğeler, T.C. Telif Yasaları tarafından korunmaktadır. Yazılı izin alınmadan kopyalanması veya kullanılması hukuki sorumluluk doğurur.
Bu sayfa en iyi 600 X 800 çözünürlüğünde görünür