
H,a,r,f,l,e,r
Gecenin sessiz karanlığı beni terletiyor. Şakaklarımdan damlayan
harfler, kağıtların masum beyazlığına tecavüz ediyorlar. Sonra harfler
birikiyor ve kelimelere dönüşüyor. Ardından kelimeler birleşiyorlar ve
cümleye teşebbüs ediyorlar. Yazının armonisi sürekli değişiyor. Her saniye,
her dakika, her saat, tik tak, tik tak, tik tak.
Gecenin karanlığında, harfler damlıyor
şakaklarımdan kağıtların masum beyazlığına..
H,a,r,f,l,e,r k,e,l,i,m,e,l,e,r,e k,e,l,i,m,e,l,e,r c,ü,m,l,e,l,e,r,e d,ö,n,ü,ş,ü,y,o,r...
Gece vardiyasında çalışan makineler
gibi...
Bir mum var, gece lambasının repliklerini sayıklayan. Emektar mum,
masanın sol tarafına dikilmiş, ağlaya ağlaya, tükene tükene çalışıyor.
Güzel, nostaljik, derin, ilkel ve sarhoş mum ışığı. O narin mum ışığım...
İçimdeki “ben”lerin gölgelerini duvarlarıma
yansıtıyor.
“Güneş dediğin kocaman bir mumdur ve bu yazıdaki
karamsarlığı ancak güneş
aydınlatır!” diye düşünüyorum. Kalemim yere düşüyor, içimden almak gelmiyor.
“Gel” diye bağırsam, beni işitemez. Güneş
ışığı için sabahı beklemek gerekiyor. Güneş ışıkları, şu an beni duyamayacak
kadar uzaklarda bir yerlerde
dans ediyorlardır. Ancak yarın sabah seslenebilirim onlara
Kurallar böyle, yapacak bir şey yok. Ancak
diğer insanlar yataklarından kalktıklarında ve hayat başlayınca Güneşi
görebilirim. Sabah olunca; işbaşıyapankravatlar,
üçtanesibirmilyonişportacılar, üçüncüvitestearabayıkaldıranlar,
Fenerbahçenasılkoydular, perdeleriniçokbeğendimler, dolarnekadaroldular,
seniseviyorumlar, karıcımbengeldimler, allahrazıolsunlar,
birbardakçaydahalar, ilkdersegirmeyelimler, sarmaşdolaşlar,
sahildeiçelimler, sigarayıbırakmalısınlar, marsoldunlar,
ateşinvarmılar,
senmanyakmısınlar başlayınca sesimi duyurabilirim Güneşe.
Kurallar böyle, yapacak bir şey yok. Güneşe söyleyecek bir çok sözüm var,
ama sabahı beklemem gerek. Sabah olana kadar gecenin sessiz karanlığı beni
terletecek ve şakaklarımdan harfler damlayacak kağıtların masum
beyazlığına.