
A y n a
Ağır
gecenin karanlığında “Ne olacak?” diye düşünüyordu.”Varoluş
yazgımız bittiğinde ve zamanın sonuna geldiğimizde ne olacak? Yaşam bir
saniye daha ilerleyemediğinde, insanlar çaresiz şaşkınlıktan başka ne
hissedecekler?”Birkaç saniye durakladıktan sonra ”Sanırım yeni bir
duygu ile tanışacaklar.Daha önce insanoğlu tarafından hissedilmemiş bir
şeyler...” diye söylendi.Pencereyi kapattı , salona yöneldi.Salondan bir
sandalye aldı ve yatak odasındaki boy aynasının karşısına oturdu.Bir sigara
yaktı.Aynadaki görüntüsünü seyrediyordu.Ardından kendi görüntüsüne gülmeye
başladı:
“Aynaya baktığımda gözlerimde gezinen sevgisizliği gerçekten fark
ediyor muyum? Zamanla ellerimin arasında kaybettiğim insanlığımı,
maskelediğim özümün soğukluğunu ve ürpertisini, tüm acımı içime gömerek
mezarın başında içtiğim sigaraların sayısını hatırlıyor muyum? Kaç kere?
Bilmiyorum. Cevapsız kalmak bana burukluk verirken umarsızlığım beni korkutuyor mu?
Evet.Korkuyorum, korkuyoruz, korkuyorlar.Bizler gerçekliğimize oyun
muamelesi yapıyoruz ” Sigarasını söndürdü ve kol saatini çıkardı.Evdeki
sessizliğe alıştığı için artık
ürkmüyordu.
“Böyle mi geçecek
yaşamım? Çeşitli parçalara
bölünerek, kendimden korkarak ve kendime acıyarak yada kendimi taşlayarak yaşamaya devam
edebilecek miyim? Evet?..Hayır?..Bilmiyorum.Kafamı suyun içerisine sokup
nefessiz kalarak gerçekleri, yalanları, suçsuzları, suçluları birbirlerinden
ayırt edemem...Kendimin gardiyanı olarak hiçbir yere ulaşamayacağımı da çok
iyi biliyorum.Biliyorum fakat ne değişiyor? Böylece rahat koltuğuma gömülüp
korkaklığın kadehinden şarap içtikçe hiçbir şey değişmez.İstediğim kadar
sarhoş olur,korkularımın elverdiği kadar ayık yaşarım.Ölümü beklerken
yaşanılan birkaç heves, birkaç değişiklik, birkaç izlenim...İşte
hayatım...Arkasından soğuk mezarın içerisinde geçecek sonsuz yıllar ve
toprağın kokusuna karışma gerçeğiyle yüzleşmek...İşte ölümüm...Sonra? Sonra
ne olacak?” Salondaki modern
telefonunun elektronik melodisini duyuyordu.Telefonu açmamaya karar
verdi.
“İçeri
girmekten korktuğum için cennetin kapısının önünde günlerce beklerim.
Cennetin kapısından içeri girememenin cehennem demek olduğunu da çok iyi
biliyorum..Sıkıntılarım tarafından içimin kemirildiğini bile bile,
kılımı kıpırdatmadan
sıkıntılarıma alışmaya çalışırım. Bukalemun gibi davranır, zamanla her şeye
alışırım.”
Gözlerini kapattı. ”Ne kazanırım?” diye fısıldadı.”Söylesene
Ayna....Niye susuyorsun?”...”Ne kazanırım?” diye bağırdı.Tekrardan
gülmeye başladı.Aynanın karşısından kalkarak oturma odasına geçti.Taksitle
satın aldığı geniş koltuğa oturdu ve televizyonu açtı. Yüzündeki yapay
gülümseme kaybolmuştu. Televizyon kanallarını gezinmeye başladı.”Gece
haberleri..”Kanalı değiştirdi.”Spor programı...”.Kanalı
değiştirdi.İki homoseksüelin sunduğu saçma bir televizyon programıyla
karşılaştı.Bu program
suretindeki pisliğe popüler müzik sanatçılarından birinin konuk olduğunu
fark etti.”İki artı bir üç eder.” Diye düşündü.Üç tane balık
beyinli, moda ve toplumun giyim
tercihleri hakkında geveliyordu.Biraz düşündü ve televizyon kanalını
değiştirme gereğini duymadı.Alışıyordu.
Zafer Yalçınpınar