
Küle Doymaz İnsan
Gece.
Kahramanımız şehrin dipsiz ıssızlığında yürüyor. Sokakları birer birer
geçtikten sonra en karanlık ve korkutucu olanına giriyor. Duraksamadan, tüm
cesaretiyle, geri dönüşü olmayan kararlı adımlarla ilerliyor. Sokakların
derinliğinde bir şeylerin saklı olduğunu biliyor, olayların kokusunu alıyor.
Yine
yanılmadı, ilerde bir “olay”
var. Sessizce yaklaşıyor ve
sokak lambasının altında tartışan iki adam görüyor. Bir serseri ile bir
beyefendi… Garip bir zevkle onları izliyor. Tartışma büyüyor ve bıçkın
serseri cebinden kimliğini çıkarıyor. Bıçağını. Serserinin çıkardığı kimliğe
karşılık olarak beyefendi de kendi kimliğini çıkarıyor. Cüzdanını.
Beyefendinin yüzünden düşen bin
parça, korku her tarafını sarmış durumda… Mahalle sakinleri perdelerin arkasına gizlenmiş. Sakin
sakin izliyorlar. Televizyon izler gibi…
Kahramanımız,
“Zamanı geldi” diye düşünüyor ve olaya müdahale etmeye karar veriyor.
Cebinden kendi kimliğini çıkarıyor. Sustalısını. Serseriye bağırıyor:
“Beyefendiyi bırak!” . Kahramanımızı duyan serseri, avını bir köşeye itiyor.
Metalin parıltısı karışıyor geceye, demirin keskin sesi... Kahramanımız
gücünü konuşturuyor ve bir eskrim ustasını aratmayacak çevik hareketlerle
serseriyi kolundan yaralıyor. Serseri avını bırakıyor ve kaçıyor.
Kahramanımız serserinin arkasından
“Her kuşun eti yenmez” diye bağırıyor. Kavga sırasında köşeye sinmiş,
korkudan donup kalmış beyefendi, kahramanımıza yaklaşıyor. Teşekkür edecek.
Bilmiyor ki, sıra şimdi kahramanımızda. Kahramanımız bir tokat patlatıyor,
beyefendi un çuvalı gibi yere yığılıyor. Yerdeki cüzdanı alıyor ve başka
maceralara doğru ilerliyor kahramanımız.
İşte,
bu şekilde, gökdelenler yükselir tanrının kalbine doğru. Böyle erir buzlar,
insanlık çözülür, meyhanelerde yer kalmaz. Fahişelerden sevgililer ya da
sevgililerden fahişeler
türemeye başlar. Hiçbir şey yüksek sesle konuşulmaz, içten
pazarlıklar, hesaplaşmalar ve ayak oyunları sahneye çıkar. Vitrinlerin
önünde geçer ömrümüz, paralar kazanılır, evlilik denilen “anlaşmalar”
imzalanır. Kentler kuşatılır ve yağmalanır, televizyondan yayınlar yapılır,
sarışın sunucuların rujlarının arasından ölüm rakamları akar. Küle doymaz
topraklar. Uzağa gitmeye gerek yok,hemen yanı başımızda, savaş…
Ne
demiş Ece Ayhan:
“İnsanoğlu
babasızdır.”
Zafer Yalçınpınar