Nöbet Değişimi

 

 

 

Bir aynanın karşısında kayıtsız;

kendine bakınıyor. Aynaya ince bir şerit yapıştırılmış, üzerinde şöyle yazıyor: “Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak!” Bu sözün zekasına hayran kalarak ya da  zaman yüzünden ortaya çıkmış tüm eskimelere doğru göğsü kabararak, alaycı bir bakışla dudağının sol kenarından gülümsüyor. Kendi kendine.

 

Pencerenin önüne doğru yürüyor.

 

Emin ki, dışarıda fazlasıyla umursanmaması gereken, sürekli dönen, devinen bir dünya var. Pencerenin kapalı olmasına rağmen dışarıdan ayak takımının seslerini, sağa sola koşuşmasını duyuyor. Kimisi bağırarak, kimisi gülerek ya da tabii ya acıdan kıvranarak sağa sola, başına geleceklerden habersiz ya da başına gelenlerin bilincinden uzak koşuşturuyorlar. Ve ne olursa olsun durup silkinmek için bir kıvılcım oluşmuyor içlerinde. Gülüşlerin sonu ya da ağlamanın keskin ucunda gidip gelmekten, belirli noktalar arasında kurulu oyuncaklar gibi bunu tekrar etmekten vazgeçmiyorlar. İşte, pencereden baktığında bunu görüyor.  Ama, belki, bir tanesinin içinde bir kıvılcım oluşacaktır. Her şeye rağmen bu iyi niyetten kendini alamıyor.

 

Aynı anda, başka biri de  dünyadaki tüm anların ve ayrılıkların döngüsünü, uzaklığını kırmak istercesine –ve bu amaç uğruna sürüden ayrılarak- pencerenin arkasındaki bu kadına dışarıdan bakıyor. Pencerenin arkasındaki kadın yalnızlığının kendine olan zincirini, insanın kendinin kendine olan kilidini çözmek niyetinde değil, ama işte, nedense o da camdan dışarıya bakıyor, sürüden ayrılana.[1]

 

İşte, böylece, bir gece nöbetçisinin nöbeti devrettiğinde hissettiklerine benzer bir duyguyla ya da pürüzsüz bir Akdeniz akşamında ayın etrafında oluşan “ayla”nın fark edilmesi gibi birbirlerine bakıyorlar. İkisi de şunu düşünüyor: “Biz bir söylence gibi geçip gideceğiz, kimse gerçeklerden emin olamayacak” Biri pencerenin arkasında tüm dünyadan gizlenircesine donuk, öteki de  tüm dünyanın önünde, dünyayı arkasına alarak, karşılıklı bakışıyorlar. Ayın etrafında oluşan bu haleyi, “ayla”yı gören olmamış.  Ancak, bir tel cambazının[2]  bana anlattığına  göre olay şöyle gelişmiş:

 

“Kadın pencerenin önünde durmaya, devinimini kısıtlamaya  kendine yakışanı ya da kendini adadığı davranışı sergilemeye devam ediyormuş. Adam da kadınınkine benzer bir dikbaşlılığı üstlenerek, fakat kadının zıttı duygularla yani coşkuyla, önü kesilemez, kırılmaz ve azalmaz bir istekle pencerenin arkasındaki kadının yanına çıkmanın yollarını arıyormuş. Bulmuş da. Şimdi, kadının evinin açık kapısının önünde duruyor. Kapıyı itiyor ve tek başınalık tüten evin içine giriyor. Girişin solundaki aynanın önünden geçiyor ve gözünün  ucuyla yazıyı okuyor: “Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak!”

  

Kadının bulunduğu odaya yöneliyor; oda çok büyük ama az eşyalı. Kadın arkasını pencereye vermiş, perdenin yanında duruyor.

 

Önce adam konuşuyor:

 

“Ben,” diyor “beni beklemeyene giden kişiyim.”

 

Kadın:

 

“Ben de gelmeyecek olanı bekliyordum.” 

 

Birden, adam,  belki de hayatında ilk defa kendini bitik hissediyor, üzerine koyu bir gecenin çöktüğünü fark ediyor. Kadın ise , tersine, ilk defa güneşe ya da denize bakıyormuş gibi ışıklı duygularla donanmış, genişlemiş, içi içine sığmaz bir hal alıyor. Adam yavaş adımlarla pencerenin önündeki yeni yerini almak için hareket ederken,  kadın ise kendinden beklenmeyecek bir hızla dairenin girişine koşuyor, üzerinde “nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak!” yazan aynanın önünden geçiyor, gidiyor. Dışarıya.”

 

 

 

21 Şubat 2006 - İskenderun

 

 



[1] Belki de iki asma kilidin açılması sonra da birbirine kilitlenmesine benzer bir şekilde zaman farklı bir kıvrım ve sekme yapmaya hazırlanıyordu. Kim bilebilir ki hangi örgü ne zaman tamamlanacak ve son şekline ulaşacak? Bunu benim, bu hikayeyi aktaranın bilmesi bile güç!

 

[2]  Turgut Uyar’ın “Dünyanın En Güzel Arabistanı”  adlı şiir  kitabında sözü geçen tel cambazıdır.

                                                                              


Ana Sayfa

İLETİŞİM İÇİN:
 
MSN: zaferyal@hotmail.com
ICQ uin :  35289670
zaferyal@kuzeyyildizi.com
                                                                                                 
   Tüm yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı Zafer Yalçınpınar'a aittir. Yazılar ile görsel öğeler, T.C. Telif Yasaları tarafından korunmaktadır. Yazılı izin alınmadan kopyalanması veya kullanılması hukuki sorumluluk doğurur.
Bu sayfa en iyi 600 X 800 çözünürlüğünde görünür