Adabeyi,
Amir Bey ve 17 Sene
Adabeyi, on yedi sene üç gün altı saat ve yirmi yedi dakikadır bir
kamu dairesinde çalışıyordu ve maalesef işe girdiğinden beri bu adam onun
amiriydi. Kel, şişman,
otoriter, içten pazarlıklı ve pusucu bir adamdı. Adabeyi’ni ilk kez eşiyle
birlikte yemeğe davet ettiğinde Adabeyi “Hayır, gelemem!” diyememiş, işyerindeki baskıcı tutumdan ve yetki
hiyerarşisinden korkup böyle bir teklifi reddetmenin gelecekte başına
kötülük getireceğini düşünerek amirinin isteğini geri çevirememişti. 17
senedir, haftanın çeşitli günleri amiriyle birlikte akşam yemekleri yemek ve
dişe gelmez konular üzerine sohbet etmek zorunda kalıyordu. Adabeyi dışında
arkadaşı olmayan Amir Bey zaman içerisinde bu sanrısını abartmış,
ilerletmiş, Adabeyi’ni ve ailesini çeşitli sanat etkinliklerine, futbol
maçlarına, düğünlere, davetlere, aile toplantılarına, kısacası her türlü iş
dışı etkinliğe dâhil etmişti. Adabeyi’nin karısı ve çocukları da bu durumdan
ölesiye nefret ediyorlardı. Ama yapacak bir şey yoktu. Adam amirdi, istediği
anda Adabeyi’nin ayağını kaydırabilirdi ve işte Adabeyi, 17 senedir,
amirinin bu garip arkadaşlık tacizine boyun eğmekteydi.
Ancak, Adabeyi’nin çalışma
hayatının on yedinci senesinin üçüncü gününün altıncı saatinin yirmi
sekizinci dakikasında beklenmeyen bir gelişme oldu; Amir Bey özel kaleminde
kalp krizi geçirdi ve un çuvalı gibi masasının yanına yığılıp hayata
gözlerini kapadı.
Aynı gün öğle namazında Amir
Bey’in cenazesi kaldırılıyordu. Namazın ardından, daire çalışanları
amirlerinin tabutunu omuzlamış, cenaze arabasına taşıyorlardı.
Biri,
“Merhumun en yakın dostu
Adabeyi’ydi… Neden cenazeye gelmedi acaba?” diye yanındakine
fısıldıyordu.
20 Kasım 2006 – Gebze –
Zafer Yalçınpınar