y a l a n c ı

 

                                                   I

Her sabah yatağımdan kalktığımda ilk işim, banyodaki aynanın karşısına geçip,  mutluluk ve huzur dolu bir güne daha başladığım yalanını kendime tekrarlamak olur.”Bu hayat ne kadar güzel, bu hayat ne kadar coşkun ve tatmin edici...” diye haykırırım.Yalanlarımın armonik müziği içimi doldurur. Buz gibi suyla yüzümü yıkarken ”Sıcacık suyla yüzümü yıkamak benim için en büyük mutluluk ” diye mırıldanır, aynadaki çirkin görüntümü son kez süzerek “Aman Allahım, ne kadar yakışıklı ve çekiciyim.” diye bağırıp pis pis gülümserim.Bu yalan etüdünü bir seremoni havasında tekrarlayarak yeni başlayan güne hazırlanırım.Tahmin edebileceğiniz gibi ben profesyonel bir yalancıyım.Zevk verdiği için yalanlarla yaşayan, yüksek dozda yalan bağımlısıyım.

            Bugünkü mesaime kapıcıyla başlıyorum.Genelde kapım çalındığında evde yokmuş gibi davranır ve kapıyı açmam.Bu eski bir yalan oyunudur.Fakat bugün başka planlarım var.Kapıcı sabah servisi için uğradığında kapıyı açıyorum ve uzun zamandır yüzünü görmediğim Dursun efendiyi sahte gülücüklerle karşılıyorum.

-Günaydın Dursun efendi...

-Günaydın Tuncay bey...Hayırdır? Kaç gündür yoktun, yoksa tatilde miydin?

-Evet tatildeydim.Üç günlüğüne Karamürsel’e bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim, dün gece geç saatte döndüm.

-Bizde bu sıcaklarda çalışalım duralım...

-...İki ekmek ve bir diet kola istiyorum...Yalnız sana verecek bozuk param yok...

-Sorun değil, akşamüstü verirsiniz...

-Tamam...Kolay gelsin...

Kapıyı kapadıktan sonra buzdolabının üstündeki poşette duran bayatlamış ekmeklere bakıyorum.Torbanın içerisinde her halde 8-10 ekmek var.Ekmeklerin hemen yanında ufak bir kül tablasının içerisinde bir sürü bozukluk duruyor.İnsanlar neden bu kadar dikkatsiz anlayamıyorum.Dursun efendi geçen sabah beni dışarı çıkarken görmüştü, buna rağmen söylediğim yalanın farkına varamıyor.

Eğer bir işim yada bir hobim olsaydı yalancılık bağımlılığımdan kurtulabilirdim.Fakat buna hiç fırsatım olmadı.Profesyonel yalancılığın dışındaki tek uğraşım ailemden geriye kalan gayri menkullerden elde ettiğim gelirleri hesaplamaktır.Ailem üç kuşaktır büyük bir zenginliğe sahip.Doğal olarak tüm hayatım boyunca para gereksinimlerimi karşılamak  için çalışmadım ve düzgün bir iş ile uğraşmadım..Sadece paraların vadesi geldiğinde bankalara gider ve rant sistemini kullanarak tüm hayatımı geçirecek kadar zengin olmaya devam ederim.Bu içi boş zenginliğin tam ortasında yaşarken sıkılmamak amacıyla da  her türlü yalanı büyük bir soğukkanlılıkla söylerim.

Bu yalancılık oyunu ne zaman başladı?Bir gün sıradan bir yalan söyledim, ne kadar zevk aldığımı bilemezsiniz.Sanırım on beş yaşımdaydım, babaannem doğum günümü kutlamak için Antalya’daki evinden telefon etmişti.Doğum günümü kutladıktan sonra beni uzun zamandır göremediğini, bu sebepten beni çok özlediğini söyleyerek, büyüyüp büyümediğimi ve boyumun uzunluğunu sordu.Babaannemin yüzünü bile hatırlamıyordum,  bu soru o güne kadar duyduğum en saçma soruydu.Bende laf olsun diye bir karış  olduğum halde 1,70 cevabını verdim.Babaannem bu sözleri duyunca bana “Sen delikanlı olmuşsun,büyümüşsün, aferin sana! ” dedi.Tanrım!İnsanlar ne kadar cahil, bizim ailede 1,70 boyunda değil çocuk , yetişkin bile yok.Bende sütçünün oğlu olmadığıma göre...

Telefon çalıyor.Önce kapı çalındığında yaptığım gibi  telefona cevap vermemeyi düşünüyorum.Sonra fikrimi değiştiriyor ve ahizeyi kaldırıyorum.Amerika’da yaşayan kuzenimin zavallılık derecesindeki tiz sesiyle “alo” dediğini duyuyorum:

-Merhaba Tuncay, nasılsın?

-Yaşıyoruz Ceydacım...Sen nasılsın?

-Buralara alışmaya çalışıyorum...

-Gideli üç sene oldu daha alışamadın mı?

-Burada yaşam tahmin ettiğim gibi değil...

-Eminim değildir.Antalya’da tatildeyken kumsalda tanıştığın yakışıklı bir Amerikalıyla bir hafta içinde evlenip ülkeyi terk edersen , yaşam tahmin ettiğinden farklı olur.

-Aslında...Burada her şey düzenli fakat...Sanırım evlenirken bazı şeyleri düşünmemişim..

-Filmlerde gördüğünün Amerika olduğunu mu zannediyordun?

-Her zaman ki gibi ters ve huysuzsun.Bana sitem edeceğine kendi haline bak. Hala yalnız mısın?

-Hayır değilim.Etilerde tanıştığım genç bir mankenle yaşıyorum.Mutluyuz ve huzurluyuz.Üstelik iffetli, zeki, çevik ve hamarat bir kadın...Mankenlerden böylesi çıkmaz diyordum ama inan ki zamanla ona aşık oldum.

-Vay vay vay..Müzmin bekar kuzenimin bir sevgilisi var demek...Adı ne?

-Elif...

-İsmi de güzelmiş.İnşallah önümüzdeki günlerde berbat etmezsin bu ilişkiyi...

-Etmeyeceğim.Elif beni çok seviyor,bu yüzden onun sevgisine layık olacağım.Uzun zamandır  “aşk öldü” diye düşünüyordum fakat Elifle tanışınca her şey değişti ve Elif hayatıma renk kattı.

-Mutluluktan uçuyorsun, senin adına sevindim...

-Bende kendi adıma seviniyorum Ceydacım.Seninle konuşmak güzeldi.Umarım yaşadığın yere alışırsın ve sıkıntıların geçer.

-Teşekkürler.Çok naziksin.

-Ne demek!Ben teşekkür ederim.Seninle konuşmak benim için bir zevk...

 

Şükürler olsun.Sonunda telefonu kapattı.Salak kuzenimin sosyolojik problemlerini dinlemekten sıkıldım artık.Bu kızın Amerika’da  hiç arkadaşı yok mu? Tutuyor New York’tan bana telefon açıyor.Ben ne anlarım onun sıkıntılarından...Yalnızlığın yankılandığı evinin soğuk duvarlarının arasında yaşayan Tuncay Görgün, kuzeninin  neden bahsettiğini bile anlayamaz.Bana  sevgisizliğin, yalnızlığın yada yalancılığın karakteristik özelliklerini sorsa , bunları en ince ayrıntılarına kadar su gibi ezbere bildiğim için ona yardımcı olabilirdim.Fakat ilişkiler ve evlilikler gibi iki kişiyle oynanan oyunlara yabancıyım.Üstelik bu çeşit oyunlarda kurallar her geçen gün değişiyor ve oyuncular kuralları her seferinde farklı şekillerde yorumluyorlar.

Elif...Ne kadar güzel uydurmuşum.Tam bir iffetli manken ismi.Tarifsiz bir yalnızlık içerisinde yaşarken böylesine oturaklı yalanları kolaylıkla söyleyebilmeme şaşıyorum.Düşünüyorum da hayatımda bir kadın olsaydı, her şey daha farklı olabilirdi.Mesela Elif...Her sabah benden önce kalkar ve bana kahvaltı hazırlardı.Özel günlerde bana hediyeler alır, kapıcıyla, kuzenimle, bankadaki müşteri temsilcisiyle ve diğer gereksiz insanlarla muhatap olurdu.Benim yerime onlara güzel yalanlar söyler, mesleğimde bana destek olur, böylece dünya çapında ünlü bir yalancı olabilirdim..Ben öldüğümde yalan ekolümü sürdürmek için çalışır çabalar, belki de benim adıma bir dernek kurardı.Tuncay Görgün Yalancıları Yaşatma Ve Dayanışma Derneği.

Kıyafet değiştirip halkın arasına karışarak, yetkin yalanlarımı insanlara dağıtmadan önce akşam üstüne kadar evde geçirecek iki üç saatim daha var.Bu boş saatleri, mesleğimi  destekleyecek ve besleyecek , duygularımı törpüleyecek bir şeyler ile uğraşarak geçirebilirim.Örneğin Televizyon... Televizyon tüm bu vasıflara sahiptir.Bu kara kutu, toplumdaki farklı sınıfları farklı zamanlarda karşısına geçirmeyi başaran ve enformasyona ulaşmamızı sağlayan büyük bir iletişim aracıdır.Televizyon, insanları sosyolojik açıdan güçlendirir, yabancılaşmayı ve yeniliklere ayak uydurmayı kolaylaştırır, insanın beynini uyuşturduğu için en etkili sakinleştiricilerden biri olma özelliğini de bünyesinde taşır.İnsanoğlu ve global dünya yaşamının önemli ihtiyaçlarından biri olan Televizyon,  kimyasal bağımlılık yapan maddeleri ihtiva etmez ve yasaldır.

Büyük koltuğa geçiyor ve televizyonu açıyorum.İç kaldırıcı video klipler, aptal sunucular, iki kelimeyi bir araya getiremeyen konuklar, yemek tarifleri, şarlatanlar, korkutucu haberler, yatırım önerileri, doktor tavsiyeleri, vidaları gevşemiş ekonomistler, araba tanıtımları, tatil olanakları, entrika ve trajedi dolu diziler, yavaş yavaş beynimin içerisinden geçiyor.O  kadar uyuşuyorum ki gözlerim kapanmaya başlıyor.Kanepenin üzerinde sızıp kalıyorum.

Uyandığımda kendimi dinlenmiş hissediyorum.Dışarı çıkma vakti gelmiştir.Kıyafetlerimi değiştirip insanların arasına karışmalıyım.Tüm marifetlerimi ortaya koyarak, insanları en ince söz oyunlarımla yanıltmalıyım.Yalanlar söylemeliyim.Mesleğimde başarılı olabilmek için sağlıklı bir çalışma ortamına ihtiyacım olduğunu biliyorum.İnsanların yalanlara , aldatmacalara ve karşılıklı söz oyunlarına alışık olduğu bir mekan seçmeliyim.Nereye gitmeliyim.Kadıköy , Kadife sokak!Namı diğer barlar sokağı!

 

II

 

Kadıköy’deyim.Altıyol’da taksiden indikten sonra Bahariye caddesinden barlar sokağına doğru yürüyorum.Dükkanlar ve insanlar her iki yanımdan Altıyol meydanına doğru akıyorlar.İnsanlar...Müşterilerim...Benim yalanlarımı tüketen bilinçsiz varlıklar.Barlar sokağının girişine gelince duraklıyorum.Reks sinemasının karşısındaki büfeyi gördüğümde acıkmış olduğumu hissediyor, büfede çalışan dönercinin yanına yaklaşıyorum:

-Yarım ekmek et döner yapar mısın!

-Hemen abi...Domates ve turşu ister misiniz?

-Domates istemez, biraz turşu koyabilirsin.

-...

-Senin işin de zor...Ocağın başında sabahtan akşama kadar...

-Ne yaparsın abi.Ekmek parası.

-Ben de köftecide çalışmıştım.Bu işin ne olduğunu bilirim.Ocağın başında kan ter içinde kalırsın...Allah kolaylık versin.

-Sağol abi.Şimdi ne işle uğraşıyorsun?

-On sene sağda solda  çalıştım, biriktirdim, ufak bir köfteci açtım.Allaha çok şükür yuvarlanıp gidiyoruz.

-Sen hayatını kurtarmışsın abi.

-Çalış, sabret, biriktir sende kurtarırsın.

-Güzel diyorsun ama..

-Aması maması yok.Çalış, sabret seninde olur.Her işin başı çalışmak...

-...

 

Elimdeki yarım ekmek dönerle büfenin diğer tarafında bulunan kasaya doğru ilerliyorum.Kasanın başında kara bıyıklı, şişman bir adam oturuyor.Parayı büfenin sahibi olduğunu zannettiğim bu adama uzatıyorum.Paranın üstünü aldıktan sonra büfeden ayrılıyorum.Büfenin yanındaki eski binanın merdivenlerine oturuyor, sırtımı giriş kapısına dayıyorum.Dönerin tadı garip geliyor.İnsanlar önümden geçiyor, bazıları göz ucuyla beni süzüyorlar.Şu insanlar yok mu! Hayatta kalma güdüsüyle dolanıp duruyorlar ortalıkta...

Yemeğimi bitirdikten sonra ayağa kalkıyor ve barlar sokağında yürümeye başlıyorum.Hedefim Karga Bar.

Karga bar bu sokaktaki garip mekanlardan biridir.Masalar sandalyeler ve döşemeler tahta doğramalardan yapılmış, duvarlarda basık bir yeşil-mavi tonu kullanılmıştır.İçerideki karanlık ortam depresif duygular uyandırmaktadır.Bu duvarların arasında soğuk bir yalnızlık duygusu hakimiyetini sürdürür.

Karga Barın giriş kapısını aralıyor ve etrafa göz atıyorum.Barın sağ ucunda orta yaşlı bir adam var. Birasından bir yudum daha aldıktan sonra günlük gazetesini okumaya devam ediyor.Barın sol ucunda kahve içen bir genç kız görüyorum.Bir derginin sayfalarına  göz atıyor.Barın derinliğine uzanan arka masalarından birinde genç bir çift var.Hararetli bir şekilde tartışıyorlar.Genç çiftin iki masa paralelinde yirmi yaşlarında bir çocuk biranın eşliğinde elleriyle ritim tutarak masaya vuruyor.Masasının üstünde yarılanmış bir bira görüyorum.Barda son derece aksak, yeni kuşak uyuşturucu bağımlılarının seveceği türden bir müzik çalıyor.

Barın sol köşesindeki genç kızın yanına oturuyorum.Genç kız, dergiden gözlerini kaçırıp bir saniyeden az bir sürede beni süzüyor.Barmen ile göz göze geliyoruz.Barmeni tanıyorum.Adı Emre.

-Merhaba Emre, nasılsın?

-İyiyim.sen nasılsın?

-Uğraşıp duruyoruz.Yeni kitabımın üzerinde çalışıyorum.

-Hadi ya...Ben seni borsacı sanıyordum.Demek edebiyatla da uğraşıyorsun?

-Ne yapalım!Yüz gram maddi tatmin, elli gramda manevi tatmin.Yüz elli gramlık bir hayat sürüyoruz...

-En güzeli...Ne içersin?

-Votka-Portakal.Yarım kapakta Malibu karıştırırsan sevinirim, votkanın acılığını alsın.

-İstersen Redbull-Votka yapayım?

-Yok yok.Votka portakal iyidir.

-Sen bilirsin...

Emre uzun zamandır bu barda çalışıyor.Yaklaşık olarak iki sene önce tanıştık.Tanıştığımızda üniversiteden yeni mezun olmuştu.Birkaç ay iş arayıp bulamayınca barmenliğe soyunmuş, iki senedir de bu barda çalışıyor.Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla hayatından memnun gözüküyor.En azından bunalımda olmadığından eminim.Hazırladığı içkiyi bir peçeyle birlikte bana uzatıyor:

-Tat bakalım nasıl olmuş?

İçkiden bir yudum alıyorum:

-Çok güzel olmuş, eline sağlık.

-Bizim işimiz bu!

 

İçkimi içmeye başladığım sırada yanımdaki kızın okuduğu dergiyi kapattığını görüyorum.Varlık Dergisi! Saygıdeğer bir edebiyat dergisi!Fırsat bu fırsat Tuncay hemen saldırıya geçmelisin.Yavaşça kıza doğru dönüyorum ve dergiyi göstererek:

-Edebiyatla uğraşıyorsunuz sanırım?

-Evet.Demin konuştuklarınıza kulak misafiri oldum.Sizde yazarsınız anladığım kadarıyla.

-Martta ikinci öykü kitabım yayınlanacak...

-Çok sevindim.İsminiz nedir? Kitabınızı okumak isterim.

-Zafer Yalçınpınar.

-Bende Esra.Tanıştığımıza memnun oldum.Öykülerinizin konusu nedir?

-Ağırlıklı olarak kent bunalımından bahsediyorum.Öykülerimde delilik sınırına gelmiş, yalancı ve yalnız karakterler kullanıyorum...

-Oldukça karamsar bir tarzınız varmış.

-Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum.Siz bir şeyler yazıyor musunuz ?

-Evet..Daha çok romantik öyküler...Ayrılıklar ve imkansız aşklar üzerine yazıyorum.Yanımda bir öyküm var, okumak ister misiniz?

-Memnuniyetle...

 

Çantasından ufak bir defter çıkarıyor ve sayfalarını karıştırmaya başlıyor.Sanırım bana en beğendiği öyküsünü okutacak.Defteri bana uzatıyor.Sakin tavrımı bozmayarak defteri alıyor ve bana gösterdiği hikayeyi okumaya başlıyorum.

“Sensizlik kulaklarımda yankılanıyor.Gittiğin günden beri sensizliğin içinde kayboldum, bu kör sessizliği yalnızlığıma sığdıramıyorum artık...” Bu isimsiz öykünün devamını okumak istemiyorum.Gözlerimle satırları süzmeye başlıyor ve okuyormuş gibi yapıyorum.Sayfalar çevriliyor ve birkaç dakika sonra surat ifademi değiştirmeden defteri kapayıp kıza uzatıyorum.Esra defteri geri aldıktan sonra:

-Ee neler düşünüyorsunuz?

-Bu yazılar sizin  sevgilinize karşı hissettiğiniz duygularınızı içeriyor.Hemen hemen her yazar öncelikle duygularının esiri olur.Bu yazılar duygusal izlenimlerinizden başka bir şey değil.

-Aşk ve sevgi yazılarımda ağırlıklıdır.Sizce bu bir sorun mu?

-Hayır değil.Fakat duygusal öğelerle doldurulup, kurgusal öğelerden arınmış metinler fakirleşiyor.

-Daha evvel hiç böyle düşünmemiştim.Haklısınız.Düşüncelerinizle bana yardımcı oluyorsunuz.Sık sık buraya gelir misiniz?

-Arada sırada uğrarım.Bir kadeh bir şeyler için...

-Ben haftada üç gün buraya takılırım.Bu ortam ve müzik bana garip bir enerji veriyor.

-Bana da...

 

İki kişiyle oynanan bu yalan oyununu akşama kadar sürdürüyorum.Sinemadan, senaryolardan, yirminci yüzyıl insanının yaşadığı bunalımları sanat dallarına yansıtmasından, resim ve fotoğraf  sanatından konuşuyoruz.Duyarlı ve derin sanatçı kimliğine bürünerek bu genç kızı tam dört saat kadar aldatıyorum.Her yalanımın kız tarafından beğenilmesi ve kızın yalanlarım karşısında saygıyla eğilmesi ilgimi çekiyor.Yalanlarımın insanları mutlu etmesi ve coşturması benim saygıdeğer bir mesleğimin olduğunun kanıtıdır.En sonunda kız bana teşekkür ederek bardan kalkıyor, tuvalete uğradıktan sonra Karga Barı terk ediyor.Sanırım mesaimi tamamladım.Emre’nin hazırladığı dördüncü votka-portakalı bitirdikten sonra hesabı ödeyip bardan çıkmaya karar veriyorum.

 

III

 

Evdeyim ve oldukça yorgunum.İstanbul insanı  hırpalıyor.Ama olsun, mesleğimi seviyorum.İnsanları aldatmak, yalanlar söylemek tüm bu yorgunluğa değer diye düşünüyorum.Yarın yeni bir gün başlayacak ve yeni yalanlar söyleyerek yeni oyunlar oynayacağım.

Yarın Cuma.İşler yoğun olur.Akşam da çalışacağım için çok iyi dinlenmem gerek. Büyük koltuğa geçiyor ve televizyonu açıyorum.Aptal sunucular, iki kelimeyi bir araya getiremeyen “televole” starları, yiğitlik dizileri, şarlatanlar, korkutucu haberler, Amerikan filmleri, , siyasi tartışmalar, entrikalar , hava durumları ve futbolcular yavaş yavaş beynimin içerisinden geçiyor.O  kadar uyuşuyorum ki gözlerim kapanmaya başlıyor.Televizyonu kapayıp yatmaya karar veriyorum.

Yatmadan önce son işim banyodaki aynanın karşısına geçip,  mutluluk ve huzur dolu bir günü daha bitirdiğim yalanını kendime tekrarlamak olur.”Bu hayat ne kadar güzel, bu hayat ne kadar coşkun ve tatmin edici...” diye haykırırım.Yalanlarımın armonik müziği içimi doldurur. Buz gibi suyla yüzümü yıkarken ”Sıcacık suyla yüzümü yıkamak benim için en büyük mutluluk ” diye mırıldanır, aynadaki çirkin görüntümü son kez süzerek “Aman Allahım, ne kadar yakışıklı ve çekiciyim.” diye bağırıp pis pis gülümserim.Bu yalan etüdünü bir seremoni havasında tekrarladıktan sonra yatağıma gömülür ve uykuya dalarım.

             

 

Zafer Yalçınpınar 

30 Ağustos 2001



Ana Sayfa

İLETİŞİM İÇİN:
ICQ uin :  35289670
zaferyal@kuzeyyildizi.com
                                                                                                 
   Bu sayfa Zafer Yalçınpınar     tarafından 30 Ekim 1999 tarihinde hazırlanmıştır.Tüm yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı Zafer Yalçınpınar'a aittir. Yazılar ile görsel öğeler, T.C. Telif Yasaları tarafından korunmaktadır. Yazılı izin alınmadan kopyalanması veya kullanılması hukuki sorumluluk doğurur.
Bu sayfa en iyi 600 X 800 çözünürlüğünde görünür