
c
i g a r a l ı k
“Senin adın ne?” dedi ve ardından cigaralıktan simsiyah bir duman daha aldı. Dumanı içinde tuttu, tuttu, sonra bıraktı.
Kadın tam cevap vermek üzereydi ki, Köksal zayıflamış ince eliyle kadının ağzını kapatarak “Siktir et” dedi. “Nasıl olsa adını unutacağım” diye ekledi,
cigaralığı kadına uzattı. Kadın
gülümsedi. Cigaralığı ağzına
götürdü, gözlerini kapadı ve
simsiyah bir duman aldı. Tuttu,
tuttu, tuttu, tuttu, sonra bıraktı. Kadın sağlam takılıyordu. Köksal , “Aman takla olmayasın” diye
kadını uyardı. Kadın “ Ben
fahişeyim, asıl sen dikkat et, çok takılırsan senin kuş uçmaz ” diye cevapladı. Köksal
güldü, “Doğru söylüyorsun.” dedi ”Ben senin fahişe olduğunu unutmuşum” diye
ekledi.
Kadın bitmek üzere olan cigaralığı Köksal’a uzatırken “Gül” diye
fısıldadı. “Benim adım Gül”.
Köksal kısa bir süre Gül’ü süzdükten sonra “Benim adım da Köksal. Bir tane
daha saralım mı?” diye sordu. Gül, “Hayır” diye cevapladı. “Önce sevişelim,
sonra bir tane daha patlatırız. Hem daha güzel oluyor, seviştikten sonra.”
dedi ve bakışları
donuklaşmış olan
Köksal’ın elinden sigarayı
aldı, öldürdü. Ufak bir öpücükle Köksal’ı dudaklarından okşadıktan
sonra, elinden tutarak yatak odasına götürdü ve soymaya başladı. “Fahişe
mahişe... Bunlar daha çok işe yarıyor” diye düşünüyordu Köksal.
Yatak sefası bitmişti. Köksal cigaralığı hazırlamak için yataktan kalktı.
Odadan çıkmadan önce Gül’ün çıplak vücuduna göz gezdirdi. Hemen hemen her
çeşit erkeğin bir kamyon gibi üzerinden geçmesine rağmen Gül’ün bedeni fazla
hasar görmemişti. Yada kadınlar
tâdilat yapmanın gizlerini iyi biliyorlardı.
Mutfağa gitti. Zulasına baktı, basılmış mal kalmamıştı. Şu “basmak” işinin
ne kadar can sıkıcı olduğunu
düşündü. Jelatinler, ıslak kağıtlar, alüminyum folyo, iki saat ocağın
başında köfteci gibi...
“Neymiş
o, toz halindeki cigaralığı, plaka haline getireceğiz. Ölme eşeğim
ölme... Bir daha basılmışını
alacağım. Torbacılar adam gibi bassınlar malı, öyle satsınlar. İnsan
müşterisine biraz saygı
duymalı, öyle değil mi?” diye düşünmekteyken telefonun sesiyle
irkildi. Salona gitti ve telefonu açtı.
“Alo”
“Alo? Kimle görüşüyorum?”
“Ben Köksal...”
“Ali yok mu?”
“Ali kim?” dedi ve “Siz nereyi aramıştınız?” diye ekledi
Köksal.
Telefonun diğer ucundaki kadın tiz ses tonuyla cevapladı:
“Ali benim eski sevgilim. ki senedir
konuşmuyordum onunla... Telefon numarası değişmiş olmalı”
“ Evet, öyle olmalı.. Size iyi geceler dilerim” diye kesip atmaya
çalıştı Köksal.
Tam telefonu kapatacaktı
ki “Durun!” diye
bağırdığını duydu tiz sesli
kadının:
“Lütfen kapatmayın, birileriyle konuşmam
gerek, çok kötü durumdayım. Eğer beni dinlemek isterseniz, size
söyleyeceklerim var.”
İçinde bulunduğu durum Köksal’a ilginç
gelmişti. Kadının söyleyeceklerini dinlemeye karar verdi ve:
“Buyurun sizi dinliyorum” dedi bir psikolog
edasıyla.
Kadın kısa bir sessizliğin ardından konuşmaya
başladı:
“Yarım kalmış düşlerin ıstırabını anımsatan günler yaşıyorum ve
sevgisizliğe kiralanmış bir
yaşamım var. Bu hale gelmeden önce her şey çok güzeldi. Arzu yağmurları hiçbir zaman dinmiyordu ve her gün
tutkulu aşk oyunları oynuyordum. Sonra birden karanlıkta kaldım. Aşksızlık
bulantısı her yerimi sardı. İnsanlardan nefret etmeye başladım ve sonra da
gerçeklerden... “Gerçek” diye adlandırılan her şey midemi bulandırmaya
başladı. Çünkü gerçekler hatalıydı. Her insanın kendi gerçekliği varken tek
bir “gerçek” varmış gibi
davranmak sahtekarlıktı. Bu sebepten diğer insanların gerçeğini terk ettim.
Karga burunlu düşlerime karışmış
kepçe kulaklı gerçekliğimin içinde yaşamaya başladım. Anlayabiliyor
musunuz? Kendi gerçekliğimin içinde yaşamaya başladım...” diye sözlerini bitirdi garip
kadın.
Köksal şaşırmıştı. “Sözleriniz çok derin...”
diyebildi. “Ayrıca şu an kafam biraz karışık, bu yüzden söylediklerinizi tam
olarak anlamlandıramadım. Fakat...”
Köksal bütün vücudunun titrediğini hissetti,
irkilerek gözlerini açtı. Banyodaydı. Küvetin içinde çırılçıplak uzanmış,
soğuk suyla kendisini ayıltmaya uğraşan Gül’ün telaşlı suratına bakıyordu.
“Ne oldu?” diye sordu. Gül, Köksal’ın kendine geldiğini görünce rahatladı.
“Az daha takla oluyordun. Mutfakta mal
basarken bayılmışsın” diyerek cevapladı. Köksal doğruldu ve bornozuna
uzandı..Küvetten çıkıp aynanın önüne geçti, saçların düzeltirken:
“Telefonun çaldığını duymadın mı?” diye sordu. Gül
“Hayır” diyerek cevapladı
Köksal’ın sorusunu. “İlginç” dedi Köksal ve ekledi: “Baygınken saçma
sapan şeyler gördüm”. Gül sırıttı: “ Olur öyle arada sırada...” dedi ve
kahkahalar atarak gülmeye başladı.
Zafer Yalçınpınar
10 Mayıs 2002