"Gelir dalgın bir cambaz. Geç saatlerin
denizinden. Üfler lambayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için.
Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklar bir dilde bilmediğim. Göğsünde ağır
bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki Üzünç Teyze tavan arasında.
İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir
Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış. Bağırır
Eskici Dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze."
Hemen anlaşılmayabilirsin, göze alacaksın. Çoğunluk her
zaman başlangıçta yanılabilir, sonradan ayıyorlar sanki. Yan yan değil de
doğru doğru yürüyen bir yengece bakarak diğerleri “sarhoş galiba”
diyebiliyorlar.
(…)
Ortadoğu’da tempo yavaştır. Ama çok hızlı araba
kullanırlar, sanırsın ki çok aceleleri var. Hayır, yoktur aslında, adam eve
hızla gidip, pijamaları giyip oturacaktır.
(…)
Ben İkinci Yeni için logaritmalı şiir
diyorum. Logaritma cetvel olmadan çözülemez. Biz genel dili değiştirdik,
grameri, setaksı değiştirdik.
(…)
Kerteriz noktası olarak Türk Dil Kurumu’nu
gördüler. Evet onun çok faydası oldu ama, tek başına değil. Biz bazı
sözcükleri hiç kullanmadık. Neden? Kimse düşünmedi bunu. Bugün 62
yaşındayım, hiçbir zaman güzel karşılanmadım ben ve başlangıçtan beri bu
böyle oldu. Hiç ödül falan da almadım. Tam bir dışlanma. Kötü ve başarısız
dediler. Haklı olabilirler. Ama ben bildiğim yolu
götürüyorum.
(…)
Şairler artık düşünür olmak zorunda. Ya bu
deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin. Olmazsan hapı
yutarsın.
(…)
Sen bu topluma “insan toplumu değil” dersen, o toplum
seni dışlar. Bunu biliyorum ben. Ben de istemezdim ama, bu böyle. Biraz
ileri gitmiş de olabilirim. Ama ben hayattan çekilmiş olsam, bir başkası
gelecek. Gelir. Bizim işlevimiz de bitti aslında. Yapılacak şeyi yaptık gibi
geliyor bana. Bayrağı diktik.Ayarlar, aymazlar. Artık bizim
dışımızda.
Ece
Ayhan
“Öküzlemeler”, Sel Yayıncılık
Çok Eski Adıyladır’ gerçekten de benim 40’a yakın insan
yılını bulan yazı yaşamımda varabileceğim en yetkin ve en sıkı kitabımdır;
ve tabii en kasaramsa da!(Karanlık! Da, aynı zamanda.) Alt adı,
‘meclislikler’dir.(Meclislik, bir minyatürde, figürlerin istifidir.) (…) Ben
en güzel, en yetkin… filan diyorum ama ‘Çok Eski Adıyladır’ kitabı 6 yıldır
Adam Yayınları’nda ancak 300-400 kadar sattı, kalanı da hiç kıpırdamadan
olduğu gibi duruyormuş.(…) Yazdıklarım bin yıllık algı ortalamasının çok
altında da olabilir bakın, hepten başarısız da. Ama, sorarım; yeni bir
sözdizimi ve yeni bir dilbilgisi neden böyle batırılır? Batırılıyor?
Kimsenin aklına nedense benim yüzmeyi derin yerde öğrendiğim, ve çırılçıplak
yüzdüğümüz gelmiyor!(…) ‘Çok Eski Adıyladır’ için, aynı zamanda karamsardır
da dedim, hem de koyusu ve zifiri. Böylesi bir ‘topluluk’ta, uçsuz bucaksız
bu ‘kötülük dayanışması’ ortamında karamsar olunmaz da, ne olunur bilemem.
Ama benim karanlığımın rengi akkor’dur, o ayrı.
Ece
Ayhan
Şiirin
Bir Altın Çağı, Yky,1993, s.137
"Şairlere
ödüller verileceğini duyunca, şunları düşündüm: Demek yasalar da yetmemiş,
ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor. Hoşgörünün törel ve yasal
sınırlarını paramparça ederek aşmış bir düşünceyi köşeli bir büyük ayraca,
paranteze alacaklar. Alırlar! Daha dün, yaşayan şiir denince elleri
tabancalarına giden adamlar, müessesenin küçük hisseli ortakları, şairlere
iki paralık değer vermeyenler, gözlerinde tek bir şiir yaşatmayan kalem
efendisi kentliler oturmuşlar, düşünmüşler, taşınmışlar, açık baskılar,
gizli engellemeler yanında, böylesi bir Chester taslağını sunmuşlardır.
Tarihten,
kendi tarihimizden biliriz ki, kardeşlerini az önce boğmuş bir padişahın
bile elinde uzak ve kokusuz bir gülle yaptırdığı minyatürleri, çağdaş
padişahların ise basına dağıtılmak üzre çocuklarla çektirdikleri birçok
fotoğraf vardır. Şimdi çocuklar ve güller dahi yüz vermedikleri için olsa
gerektir, müesses ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor. Bunun böyle olduğu
aydındır.(1970)
Ece
Ayhan
Sivil Denemeler Kara, YKY, 2.Baskı,
2001,s.82
Peki Türkiye’de yazıp çizen bu kadar insanı nereye
koyuyorsunuz?
Ece Ayhan: Olsa da olur, olmasa da olur diyorum… Bir
eli yağda, bir eli balda olan insanlardan hiçbir şey olmaz. (s.79)
Ece
Ayhan
Sivil Denemeler Kara,YKY,
2.Baskı, 2001
MOR
KÜLHANİ
1. Şiirimiz karadır
abiler
Kendi kendine çalan bir
davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine
güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara
kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak
delikanlıların şiiridir
Aşk örgütlenmektir
bir düşünün abiler
2. Şiirimiz her işi yapar
abiler
Valde Atik'te Eski Şair
Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir
sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin
yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala
gerilmesinin şiiridir
Dirim kısa ölüm
uzundur cehennette herhal abiler
3. Şiirimiz gül
kurutur abiler
Dönüşmeye başlamış
Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır
mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş
benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna
boğmasının şiiridir
Oğullar oğulluktan
sessizce çekilmesini bilmelidir abiler
4.
Şiirimiz erkek emzirir abiler
İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir
çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış
olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının
şiiridir
Böylesi haftalık resimler görür ve
bacaklanır abiler
5. Şiirimiz mor külhanidir
abiler
Topağacından aparthanlarda
odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın
düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş
kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne
çökerken işaretlenmesinin şiiridir.
Ayıptır
söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler
6.
Şiirimiz kentten içeridir abiler
Takvimler değiştirilirken bir gün
yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar
dragomanlarıyla
Düzayak çivit badanalı bir
kent nasıl kurulur abiler?

bkz: "yılankavi"
bkz: "ecedir"